Column Left

Sağlıklı Yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sağlıklı Yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Eylül 2020 Cuma

20 saniyede sinüzit (sinüs enfeksiyonu) nasıl rahatlatılır?

20 saniyede sinüzit (sinüs enfeksiyonu) nasıl rahatlatılır?

Tıkalı burun, genellikle sinüs enfeksiyonu veya soğuk algınlığı gibi başka bir sağlık sorununun ilk belirtisi olarak ortaya çıkar. Genellikle, bu sağlık problemleri küçüktür; alerjiler, nazal polipler, kimyasal maruziyetler, çevresel tahriş edici maddeler ve saman nezlesi gibi.










Sinüs boşluklarındaki astar tahriş edici, bakteri veya virüslerden dolayı iltihaplanırsa, burun kanalınız şişer ve tıkanır, böylece nefes almanızı zorlaştırır.

Burun Tıkanıklığı genellikle bir hafta içinde temizlenir, ancak bu doğal ilaçla, bir daha asla rahat nefes almak için o kadar bekleyemezsiniz


Sinüslerinizi 20 Saniyede Nasıl Temizlersiniz?
Kolayca nefes almaya hazır mısınız? Şu basit adımları izleyin:

Dilinizi ağzınızın üstüne doğru itin ve başparmağınızı kaşlarınızın arasına yerleştirin. Başparmağınızla 20 saniye boyunca baskı uygulayın. Sinüslerin hemen rahatlamaya başladığını hissedeceksiniz.

Bu Uygulama Sinüzit İçin Nasıl Çalışır?

Kemik üzerine uygulanan küçük bir baskının sinüslerin boşalmasına nasıl yol açabileceğini merak ediyor olabilirsiniz. Tekniğin ardında bilimsel bir sebep var. Michigan State Üniversitesi Osteopatik Tıp Koleji’nde yardımcı Doçent olan DO, Lisa DeStefano‘ya göre, bu teknik “vomer” kemiğinin ileri geri sallanmasına neden olur. Geri ve ileri hareket tıkanıklığı gevşeterek sinüslerin boşalmasını sağlar.

Yukarıda belirtilen teknik sizin için işe yaramazsa çözüm için eczaneye gitmeye acele etmeyin! Aşağıda yer verdiğimiz dört doğal ev ilaçlarını mutlaka deneyin. İşte sinüslerin boşaltılmasını sağlayan doğal ev ilaçları;

Organik Elma Elma Sirkesi
1 su bardağı ılık suya iki çorba kaşığı organik elma sirkesi ve bir çorba kaşığı bal ekleyin ve karıştırın. Diğer bir uygulama olarak günde üç kez bir çorba kaşığı organik elma sirkesi için. Sinüslerin birkaç gün içinde temizlendiğini göreceksiniz.

Ayrıca yarım bardak elma sirkesini yarım bardak su ile karıştırıp ocakta ısıtın. Daha sonra buharını ağzınız ve gözler kapalı olmak kaydı ile burnunuzdan içinize çekebilirsiniz.

Zerdeçal
Zerdeçal, antienflamatuar özelliklerine katkıda bulunan kurkumin içerir. Bir salatalarınıza biraz zerdeçal serpmek, sinüslerinizi tıkayan burun iltihabını tedavi etmeye yardımcı olabilir.

Burna Tuzlu Su Çekme
Bu çok rahat bir çözüm değildir ancak birçok insan sinüslerini temizlemek için tuzlu su kullanıyor. Karışım, bir bardak ılık su ile çeyrek çay kaşığı deniz tuzu / turşu tuzundan oluşur. Bu uygulamada sinüsleri temizlemek için he iki burun deliğinden de yapılan tuzlu su çekilir. Daha önce hiç tuzlu su uygulamadıysanız, birinden yardım isteyin ve nazal paketin üzerindeki talimatları dikkatlice okuyun ve uygulayın.

Kekik Yağı
Kekik yağı, akut sinüzit tedavisinde yardımcı olabilir. Çok güçlü antibakteriyel, antifungal ve antioksidan özelliklere sahiptir. Sinüzitin altında yatan nedenleri ortadan kaldırmak ve burun boşluklarının iltihabı dindirmek için etkili olabilir. Bunun için günde iki kere dilinizin altına 1-2 damla kekik yağı damlatabilirsiniz.
Kaynak; saglikhaberleri.com





27 Mart 2020 Cuma

Bağışıklık Sistemi Nasıl Güçlendirilir Nasilmi ?

Bağışıklık sistemi Nasıl Güçlendirilir İşte Uzman Önerileri MELATONİN DENEN UYKU YAPICI  HORMON SALGILANMALI  




Sağlıklı olmayan ve az uyku, bağışıklık sistemindeki bazı proteinlerin sentezinde ve bağışıklık sisteminde ciddi problemlere neden olurken , hem hastalıklara zemin hazırlıyor hem de hastalıkların iyileşme sürecini çok zor hale getiriyor. özellikle  de gece 23:00 ile 02:00 saatleri arasında uykunun çok mühim olduğuna değindi . Suyu asla Vücuttan ihmal etmeyin Sıcaklığın azalmasıyla doğru orantılı olarak su tüketimi de biter . Fakat vücudumuzun su ihtiyacı  4 mevsim boyunca devam eder. Bu sebeple özellikle gripten vücudumuzu muafaza etmek için günde 2-2,5 litre su mutlaka tüketin. Günde 5 porsiyon sebze ve meyve tüketin Sebze Ve Meyveler içinde tutukları birçok çeşit (A, C, E vitaminleri, folik asit gibi vitaminler, selenyum gibi mineraller, oligosakkaritler ve bazı fenolik bileşikler) sayesinde bağışıklık sistemini dinç tutar  ve hastalıklara karşı vücut direncini çok arttırır . Özellikle maydanoz, kuşburnu, yeşil biber, greyfurt, portakal, kivi, çilek, enginar içlerinde çok üst miktarda C vitamini, zeytin yağı, ceviz, badem, fındık ve türevleri E vitamini ni barındırır ve havuç, ıspanak, domates, brokoli, pırasa, bal kabağı gibi sebzeler ise bir A vitamini türevi olan “beta karoten” çok miktarda içerir. Bu sebeple bu sebze ve meyveleri mutfağınızdan asla eksik etmeyin. Yulaf  yiyin Yulaf, bağışıklık sistemini uyarıcı özelliğinin yanı sıra birçok bilimsel çalışmada kanser, mikrobiyal enfeksiyonlar, diyabet ve yüksek kolesterol tedavisinde de etkili olabileceği meydana gelen “beta glukan” barındırmaktadır. Bu sebeple özellikle sık sık soğuk algınlığı ve gribe yakalananlar, yoğun ve stresli bir çalışma temposu geçirenler muhakak beslenmelerinde yulaf yemeli ister süt ister yogurt eşliğinde bir kase güzellik yine mevsim meyveleride katılarak yapılabiliyor. Sarımsaktan hiç vazgeçmeyin Sarımsak sadece yemeklerimizin tad güzelliği için değil; insan sağlığı için de yüzyıllardır önemli bir deva olarak bilinmektedir . Sarımsak içerdiği “allicin” vasıtasıyla güçlü bir antioksidan özelliğe sahiptir. Bu fayda ile bağışıklık sistemini güçlü tutar ve birçok hastalığın oluşumunu engeller. Yoğurt ve kefiri İhmal Etmeyin Son senelerde gerçekleşen birçok araştırma probiyotik etki gösteren besinlerin özellikle bağırsak florasına büyük katkı sağladığını bağışıklık sistemini çok dinç tutuğunu göstermektedir. Ayrıca probiyotik besinlerin iltihabi (enflamatuvar) rahatsızlıkların da oluşumunu engellediğini ve antioksidan etki gösterdiği de gerçekleşen çalışmalarda ortaya çıkmıştır. Bütün bu verilerle kefir ve yoğurdu sofralarımızdan eksik etmeyelim.Evde bolca mayalayın Günde 2-3 fincan yeşil çay tüketin Yeşil çay içerdiği “kateşin” madde vasıtası ile antioksidan etki sağlayarak bağışıklık sistemini sağlamlaştırır . Ayrıca kalbi çok iyi hale getirir ve kan şekerini dengeler. Ancak yeşil çayın diüretik (idrar söktürücü) etkisi olduğundan dolayı da tansiyon ve böbrek rahatsızlığı olan kişiler, yeşil çayı doktor ve diyetisyenlerine mutlaka danışarak sınırlı şekilde tüketmelidirler. Zencefili eksik etmeyin Taze zencefil B6 vitamini, C vitamini, kalsiyum, demir, magnezyum, potasyum, manganez ve lif açısından çok zengin durumdadır. Özellikle soğuk algınlığı, grip, nezle gibi hastalıklara karşı çok iyi koruyucudur ağrı kesici özelliğide vardır. Haftada En az 2 kez balık Yiyin Özellikle soğuk deniz balıkları çok miktarda antioksidan etkiye sahip Omega 3 barındırır . Yapılan birçok çalışma Omega 3 yağ asitlerinin bağışıklık sisteminin olmazsa olmazı olduğunu kanıtladı ve özellikle kolon ve prostat kanserlerinin engellenmesi açısından da yararlı olabileceğini ortaya koymaktadır. Bu sebeple haftada 2 defa mutlaka balık tüketilmelidir. Şeker tüketimini bitirin O bir zehir Son yıllarda yapılan çalışmalar fazla şeker tüketiminin bağırsak florasını yok ettiğini bağışıklık sistemini baskıladığını ve neredeyse bağışıklık sistemini yok ettiğini açıklamaktadır . Bu nedenle beslenmenizde mümkün olduğu kadar şeker ve şekerli besinleri azaltın. Hatta bırakın
Kaynak:https://www.kamusaati.com






1 Aralık 2019 Pazar

HER DERDE DEVA MUCİZE BİTKİ

Bu Bitki Hem Erkek Hem Kadınların Vazgeçilmezi Olacak







Ege ve Akdeniz bölgelerinde yaygın olarak bulunan çoban çökerten bitkisi sağlık açısından birçok fayda sağlıyor. Bitkinin erkekler üzerindeki etkileri ise mucizevi.
Sert iğnelerinin ayağa batması nedeniyle ‘Çoban çökerten’ adı verilmiş olan bitki, erkek ve kadın sağlığı üzerinde oldukça etkili. Çoban çökerten bitkisi halk arasında deve çökerten ve çarık dikeni isimleri ile de anılmaktadır.

Çoban çökerten bitkisinin en etkili faydaları arasında şunlar yer almaktadır:

Sporcular fiziksel performansı arttırıcı etkileri nedeniyle çoban çökerten bitkisinden faydalanabilir. Kas gücünü arttırdığı gibi, vücut dayanıklılığı da arttırır.

Kullananlara ruhsal ve duygusal açıdan zindelik verir.

Erkeklerde beyinden hipofiz bezinden salgılanan testosteron hormonunu arttırır, andropozun etkilerini azaltır.

Erkeklerde prostat iltihabını önler ve prostat gelişiminin olmamasını sağlar.

Şeker hastalarında, damar tıkanıklığı olanlarda faydalı olur.

Yüksek tansiyon hastalarında dengeleyici olarak kullanılır.

Gözlerdeki bazı sorunlarda çoban çökerten bitkisi tavsiye edilir







Ege ve Akdeniz bölgelerinde yaygın olarak bulunan çoban çökerten bitkisi sağlık açısından birçok fayda sağlıyor. Bitkinin erkekler üzerindeki etkileri ise mucizevi.
Sert iğnelerinin ayağa batması nedeniyle ‘Çoban çökerten’ adı verilmiş olan bitki, erkek ve kadın sağlığı üzerinde oldukça etkili. Çoban çökerten bitkisi halk arasında deve çökerten ve çarık dikeni isimleri ile de anılmaktadır.

Çoban çökerten bitkisinin en etkili faydaları arasında şunlar yer almaktadır:

Sporcular fiziksel performansı arttırıcı etkileri nedeniyle çoban çökerten bitkisinden faydalanabilir. Kas gücünü arttırdığı gibi, vücut dayanıklılığı da arttırır.

Kullananlara ruhsal ve duygusal açıdan zindelik verir.

Erkeklerde beyinden hipofiz bezinden salgılanan testosteron hormonunu arttırır, andropozun etkilerini azaltır.

Erkeklerde prostat iltihabını önler ve prostat gelişiminin olmamasını sağlar.



Şeker hastalarında, damar tıkanıklığı olanlarda faydalı olur.

Yüksek tansiyon hastalarında dengeleyici olarak kullanılır.

Gözlerdeki bazı sorunlarda çoban çökerten bitkisi tavsiye edilir.








Vücudun direncini arttıran şifalı bir bitkidir.

Damarlarda oluşan plakların giderilmesinde etkilidir. Bu nedenle kalp hastalıklarından koruyucu etkisi bulunmaktadır.

Kolesterolün ve kan yağlarının dengelenmesinde etkilidir.

Böbrek rahatsızlıklarında, böbrek kumu ve taşının düşürülmesinde kullanılır.

İdrar yolları için doğal bir antiseptik özelliğine sahiptir. İdrar kaçırma, idrar yollarında kanama, ağrılı idrar yapma gibi etkileri düzeltir.

Kadınlardaki hormon dengesinin kurulmasına yardımcı olur. Adet öncesinde ve menopoz döneminde olan sorunların azaltılmasını sağlar. Hamilelik döneminde yaşanabilecek düşüklerin engellenmesinde etkilidir.

Çoban çökerten kullanımı: Bu şifalı bitkiyle demlemeyle hazırlanacak çay, gün içinde sadece bir bardak içilmelidir. Daha fazla miktarda içilmesi tansiyonu düşüreceğinden, tavsiye edilmez. Tansiyon hastası olanlar, ilaçlarla birlikte bu bitkiyi nasıl kullanacağını doktoruna danışmalıdır. Bitkiyle hazırlanacak kürler 30-60 gün kadar kullanılmalıdır. Hazırlanan çayı kısa bir süre buzdolabında saklanabilir. Daha sonra bir müddet ara verilmesi gerekir. Etkili bir bitki olduğundan, mutlaka bir uzmana danışılarak kullanılması gerekir. Erkeklerin dostu olarak tanınan bitkiyi, hazır kapsüller halinde satın almakta mümkündür.

kaynak:https://www.bitkilog.com/








27 Kasım 2019 Çarşamba

NEDEN ŞEKERSİZ BESLENMELİYİZ?

NEDEN ŞEKERSİZ BESLENMELİYİZ?

Neden şekersiz beslenmeliyiz?Neden çok şeker tüketiyoruz?Şeker neden hayatımızın bu kadar içine girmiş durumdadır?Neden şekerli besleniyoruz?









Şeker,karbonhidrat ailesine mensup kimyasal bir maddedir.Şekerin bir çok türevi bulunmaktadır.Doğada şeker meyvelerde, sebzelerde, bal da süt de ve tahıllarda bulunmaktadır.Beslenme biliminde doğal şeker ile işlenmiş şeker arasında fark bulunmaktadır.Doğal şeker ile rafine şekeri birbirinden ayırt etmek gerekir.

İşlenmiş şekerin ana kaynağı şeker pancarı ve şeker kamışıdır.Şeker kamışı milattan önce 400'lü yıllarda şeker üretiminde kullanılmıştır.Şeker pancarı ise 20.yüzyıldan itibaren hayatımıza girmiştir.

Günümüzde ise paketli ürünlerin çoğunda işlenmiş şeker bulunmaktadır.Bunlar glikoz şurubu, fruktoz şurup, yüksek fruktozlu mısır şurubu gibi farklı isimler ile karşımıza çıkmaktadır.Özellikle çikolata ,bisküvi ,soslar ,içecekler  ve cipsler aklınıza gelebilecek birçok paketli ürünler de yapay şeker kullanılmaktadır.Şeker içine konulduğu ürüne tat ve kıvam vermesi için kullanılmaktadır.








Doğal Şeker Ve Yapay Şeker Konusu

Doğada bulunan şeker ile yapay üretilen şeker arasında farklılıklar vardır.Yapay şekerin vücutta bıraktığı etki depolanması ve vücuttan atılma süreleri doğal şekere göre fark göstermektedir.Doğal şeker tahıllar içinde bulunur, uygun miktarlarda kullanıldığında vücuda zararı yoktur hatta yararlıdır.Gün içerisinde tüketilen çikolata bisküvi kutu meyve suları asitli içecekler aklınıza gelebilecek birçok ürün içerisinde yapay şeker kullanılmaktadır.Hatta marketten hazır olarak aldığımız ketçap mayonez ve nar ekşili içerisinde de yapan şeker bulunmaktadır.

Yapay şekerden eksik beslenmek vücutta bir eksiklik meydana getirmez.Ancak doğal şeker olan meyve ve tahıllardan tüketilmediğinde vücutta ciddi eksiklikler ortaya çıkmaktadır.

Sonuç olarak yapay karbonhidratlar vücuda ciddi zararlar vermektedir.Aşırı şeker tüketiminden kaynaklı bu zararlara böbrek yetmezliği obezite körlük gibi durumları örnek verebiliriz.Doğal olan karbonhidratlar tüketilmediğinde vücutta ciddi eksiklikler meydana gelmektedir.

KAYNAK:http://incilay.blogspot.com/

Yorgunsanız Yürüyün!

Yorgunsanız Yürüyün!


Günümüzde çoğumuz ‘yorgunluk yorgunuyuz’! Bu yorgunluğu atmanın en iyi yoluysa, ‘yorgunluğu yormak’! Bunun için yapmanız gereken de basit; mümkün olan her anda bol bol YÜRÜMEK! Neden mi?

Yorgunluk önemli ve yaygın bir problem. Belki de bu nedenle sık kullandığımız bazı deyimleri unuttuk! “Nasılsın?” sorusuna “Turp gibiyim!” veya “Taş gibiyim!” demek anılarda kaldı.

Yorgunluğun nedenleri çeşitli. Kansızlık, tiroid, böbrek, karaciğer, kalp, akciğer yetersizliği, D, B 12 gibi vitamini eksikliği de yorgun düşürebiliyor ama ilk sırada “fiziksel” değil, “ruhsal/motivasyonel yorgunluk” var. Yani “bedenlerimiz” değil, “beyinlerimiz ve adrenal bezlerimiz” yorgun.









YORULARAK DİNÇLEŞİN!

Yorgunluk konusunda size verebileceğim en basit tavsiye şu olur: Yorgunluğunuzun ilerlemiş bir organ yetersizliği veya ağır bir anemiden kaynaklanmadığından eminseniz, onu “yorularak” yenmeye çalışın. Çünkü çoğumuz sadece yorgun değil, “yorgunluk yorgunuyuz!”. Özellikle psikolojik ve motivasyonel yorgunlukları yenmeden halsizlik, isteksizlik, güçsüzlük gibi duyguları yenmeniz çok zor. Çözüm için yorgunluğun üstüne üstüne gidin. Kaslarınızı hareket ettirin. Eklemlerinizi çalıştırın.

OFİSTE BİLE OLUR

Ciğerlerinize temiz hava çekip dolaşım sisteminize daha çok kan pompalayın. Bunun için de YÜRÜYÜN! Hemen her gün düzenli yürüyüş yapmayı alışkanlık haline getirin. Sadece programlı yürüyüşlerle yetinmeyip saat başı beş dakikalık kısa yürümeler, merdiven inip çıkmalar, ofis içi kas hareketleri sağlayacak egzersizler yapın. Bu basit değişim bile size dinçlik, güç, güven verdiğini en geç 2 hafta içinde fark edeceksiniz. Bu değişim sizi daha iyi uyutacak, daha dingin ve zinde uyandıracak. “Hocam bu öneriyi zaten sık sık tekrarlıyorsunuz ve biz bunu çoktan öğrendik, yenisi yok mu?” şeklinde bir soruyu da yöneltebileceğinizi bildiğim için başka öneriler daha hazırladım, onu da bu kutularda bulacaksınız..


Yorgunluk yorgunuyuz

Yorgunluktan yakınanların çoğunda herhangi bir bedensel soruna rastlanmıyor. Ne tiroid tembelliği, ne karaciğer, kalp, akciğer yetersizliği, ne kanser, enfeksiyon, ne de vitamin ve mineral noksanlığı veya kansızlık bulunamıyor.

Daha detaylı araştırmalarla romatolojik bir problem, metabolik bir sorun filan da saptanmıyor. Oysa gözden kaçan çok ama çok önemli bir sorun var ve o maalesef hiç dikkate alınmıyor: ADRENAL YORGUNLUK.

‘TÜKENMİŞLİK SENDROMU’

Böbreküstü bezlerinin adrenalin ve diğer stres hormonlarını aşırı üretmesi ve yorgun düşmesi neticesi gelişen bir sorun bu. Adına ister stres, ister depresyon, ister kaygı hali, isterseniz de geçen yıl sevilen bir dizi sanatçımızın yaşadığı “TÜKENMİŞLİK SENDROMU” deyin fark etmez,  adrenalin hücumlu yaşam tarzı böbreküstü bezlerimizi ve bizi en çok yoran nedenlerin başında geliyor.

Sık sık, ardı ardına ve neredeyse boğulacak derecelere varan dozu kaçırılmış “adrenalin banyoları” halsiz, bitkin düşürüyor. Daha da kötüsü bu banyolar bir zamanlar içine dalıııp gittiğimiz o güzel, o mışıl mışıl derin uykularımızın da canına okuduğu için bir sonraki gün daha da yorgun uyanıyoruz.

ÇÖZÜM, ‘AZ ADRENALİN’

Kısacası yorgunluk sorunu büyük oranda ruhsal kökenli ve arkasında bir organın böbreküstü bezlerinin (Adrenal bezler) yorgun düşmesi var.

Eğer bu ADRENALİN HÜCUMLU YAŞAM TARZI YANLIŞLARI’mızı fark edip çözemezsek yorgunluktan da, onun getireceği sorunlardan da kurtulmamız mümkün olmayacak. Yuttuğumuz ginseng, rhodiola desteklerinin, avuç avuç vitamin, mineral haplarının hiç bir yararı dokunmayacak. Adrenal yorgunluk, modern tıbbın (yani bizim) gözden kaçırdığı önemli bir sorun bana göre ve onu anlamak için daha çok çalışmaya, sürece bir de bu gözle bakan farklı çözümler üretmeye ihtiyacımız var.

Adrenal yorgunluk nasıl oluşur?

Hayatla kurduğumuz farklı ilişkiler var ve bu ilişkiler bize farklı duygular yüklüyor. Bu ilişkiler nedeniyle mutlu ya da mutsuz, keyifli ya da keyifsiz, umutlu ya da umutsuz, endişeli, kaygılı ya da kaygısız, sakin ya da heyecanlı, hiperaktif ya da depresif olabiliyoruz.

Bunlar beynimizin yaşam tarzımız, işimiz, gücümüz, yaşadığımız çevreyle olan ilişkilerimiz, bu ilişkilere verdiğimiz tepkilerimizin neticesi olarak şekilleniyor ve her biri farklı deneyimler olarak beynimizde kayda geçirilip LİMBİK SİSTEM adı verilen karmaşık bir yapı tarafından “duygular”a çevriliyor.

Sorun şu: Bu duygulara önce beynimizdeki HİPOTALAMUS isimli yapı, sonra da böbreküstü bezlerimiz “ADRENAL BEZLER” farklı tepkiler veriyor.

Sorun şu: Bu tepkileri biz kontrol edemiyoruz. Bunlar “otonom sinir sistemi” ile yönetilen, bizim irademiz dışında gelişen “özgür ve kontrol dışı tepkiler”.

Olumsuz uyaranların ve kötü duyguların sayısı arttıkça adrenal bezler daha tepkisel bir davranış modeli geliştiriyor, tepki dozunu ayarlamadığında da yorgun düşüyor. Böbreküstü bezlerinin tepkilerinde kullandığı farklı kimyasallar var. En önemlisi adrenalin. Burada mutlaka ikinci bir hormonu da not düşelim: Kortizol!

VAROLMA REFLEKSİ

Özellikle “korku ve tehlike” adrenalin tepkisinin en önemli ve en büyük uyaranları/motivatörleri. Aslında kısa süreli olduğu ve doğru ve zamanında doğru dozda verildiğinde yaşamsal faydalar sağlayabilen doğal tepkinin ölçüsü kaçırılırsa, bizi “hayatta kalmaya” teşvik eden süreç “hasta eden” bir probleme dönüşüyor. Son yıllarda kontrolsüz bir adrenalin hücumlu bir yaşam tarzı dalgasına kapıldık. Şu veya bu nedenle ama çoğumuz endişeli ve korku yüklüyüz. Yine şu veya bu nedenle mutsuzuz.

HIRS DA ZARARLI

Anlamsız öfke ve heyecanlar içindeyiz. Her gün okuyup işittiğimiz kazalar, belalar, kötü haberler canımızı sıkıyor.

Ayrıca gereğinden fazla hırslıyız. Statü endişesi, yani pozisyonunu koruma/koruyabilme/kaybetmeme kaygısı, “kendisiyle değil sahip olduklarıyla öne çıkma” arzusu bizi yiyip bitiriyor. Böbreküstü bezlerimizi –ve tabiî ki beynimizi/limbik sistemimizi- darmadağın ediyor. Özetle adrenal yorgunluk farkına varmadığımız önemli bir sorun ve bizi önümüzdeki dönemde daha çok rahatsız edecek bir problem gibi görünüyor.

ADDISON HASTALIĞI

Böbreküstü bezlerinin tümüyle iflas ettiği özel bir “hastalık durumu” da var ve bu tablo onu ilk kez izah eden, derleyip toplayıp bir “kendine has/özel hastalık tablosu” şeklinde tarif eden bir doktorun, Dr. Addison’un adıyla anılıyor: ADDISON hastalığı.

Tam ve geri dönüşü olmayan bir böbreküstü bezi yetmezliği durumunda adrenal yorgunluktan değil, Addison hastalığından bahsetmek lazım. Burada böbreküstü bezleri, tümörler, bağışıklıkla ilgili iltihaplar, mikrobik/enfeksiyoz problemler (tüberküloz) veya nedeni henüz net olarak açıklanamamış sağlık sorunları (örneğin sarkoidoz) sebebiyle tahrip oluyor. Seyrek olarak bir trafik kazası, kurşunla, bıçakla yaralanma gibi travmalarla bezin tahrip olması ya da kaybı mümkün.

HEMEN DOKTORA GÖRÜNÜN

İşte bu gibi durumlarda “dört dörtlük bir böbreküstü bezi yetersizliği” gelişiyor ki burada süreci sadece yorgunlukla atlatabilmek maalesef imkânsız. Tansiyon düşmeleri, ciltte renk değişmeleri-koyulaşmalar-, baş dönmeleri gibi belirtiler, kan şekeri düşmesi gibi işaretler de ortaya çıkıyor. Bu son derece nadir görülen durumun tedavisi için bir iç hastalıkları, mümkünse de endokrinoloji uzmanı ile işbirliği yapmanız lazım. Adrenal yorgunlukta da sorun böbreküstü bezlerinde ama problemin kaynağı bezlerin kendisinde değil, daha derinlerde, otonom sinir sistemi dengesi ve beyinde, daha da önemlisi yanlış yaşam tarzı seçimlerimizde.  Ayrıca ADRENAL YORGUNLUK yeniden düzelebilen bir sorun.

ADRENAL YORGUNLUKTAN KAÇINMAK İÇİN

-Kendİnİze iyi bakın. Doğru beslenin, güzel uyuyun, aktiviteden de, “eğlenme-dinlenme” ikilisinden de taviz vermeyin.

-Endişe ve korkudan uzak kalmaya bakın, kaygı ve öfke durumlarınızı uzatmayın.

-Enerji düzeyinizi arttırmak için kullandığınız destekleyicilerde doğru seçin.

-Stresli ortamlardan, ilişkilerden, işlerden uzak durun, stresi çağıran iç diyaloglarınızı tekrarlayıp durmayın, iç hesaplamaların dozunu iyi ayarlayın.

-Kendinizi motive etmenin, beden ruh işbirliğinizi sürdürmenin yollarını arayın.

-Yarışmacı, kavgacı, gergin, tepkisel davranışları yoğun biri olmamaya bakın.

Adrenal yorgunluk neler yapar?

-Yorgun, halsiz ve bitkin düşürüyor,

-Uyku kalitesini altüst ediyor,

-Yeme davranışlarını bozuyor,

-Bağışıklık sistemini güçsüz kalıyor,

-Depresyon ve benzeri ruhsal sorunlara zemin hazırlıyor.

Kaynak:

http://sosyal.hurriyet.com.tr


25 Kasım 2019 Pazartesi

Zayıflatan ve Kilo Aldırmayan Yiyecekler İle Formunuzu Koruyun!

Zayıflatan ve Kilo Aldırmayan Yiyecekler İle Formunuzu Koruyun!

Kilo almak istemiyorsanız bunları yiyin!
Formda kalmak ve kilo almak istemiyorsanız yediklerinize ve içtiklerinize dikkat etmeniz gerekir. Kilo almak konusunda özellikle yediklerimizin büyük bir etkisi vardır. Kilo aldıran yiyeceklerin neler olduğunu bilir ve bu yiyeceklerden uzak durursanız kilo almazsınız. Yada kilo aldırmayan yiyeceklerin neler olduğunu bilir ve bu yiyecekleri tüketirseniz kilo almazsınız. Kilo aldırmaya yiyecekler metabolizmanızı da hızlandıracağı için kilo vermenize de katkıda bulunur.






Kilo aldırmayan ve zayıflatan yiyecekleri tek tek sıralamak gerekirse;
Yumurta
Fasulye
Çorba
Soya Peyniri
Kırmızı Et
Zeytinyağı
Sirke
Yeşil çay
Tarçın
Acı Kırmızı Biber
Salata
Armut ve Elma
Greyfurt
Ceviz
Tok tutan ve kilo aldırmayan yiyecekler
Yumurta: Protein deposu olduğu için uzun süre tok tutar. Yumurta yediğiniz zaman daha geç acıkırsınız ve dolayısı ile daha az yemiş olursunuz.
Fasulye: Kilo vermek için en iyi hormonlardan birisi de safra kesesinin kasılmasına sebep olan kolesistokinin hormonudur. Doğal bir iştah kesici olmasının yanı sıra kolesterolü de düşürür.


Çorba: Hangi çorba olduğu önemli değil, yapılan araştırmalarda bir kase çorbanın beyindeki açlık hissini bastırdığı ve tokluk hissi verdiğini göstermektedir.

Soya peyniri: Daha az yemek istiyorsanız yemekten önce soya peyniri yiyin.
Kırmızı Et: Protein bakımından zengin olan hem daha az yemenizi sağlıyor hemde uzun süre tok tutuyor.


Zeytin yağı: En sağlıklı yağlardan birisi olan zeytinyağı sayesinde daha çabuk kalori yakarsınız ve kilolarınızdan kurtulursunuz.
Sirke: Tok kalmak istiyorsanız sirkeyi sofranızdan eksik etmeyin. Yapılan bir araştırmada sirkeye batırılmış ekmek yiyen yiyen kişiler, normal ekmek yiyen kişilerden daha fazla tok kaldığı görülmüştür. Siz tabiki ekmek ile sirkeyi yemeyin. Salatalarınızda kullanın.
Yeşil Çay: Yeşil çayda bulunan kateşin adlı etken madde metabolizmayı hızlandırıcı etkisi ve yağ yakımı etkisi nedeniyle kilo vermenizi sağlıyor.






Tarçın: Şekeriniz düşünce tatlıya yönelmemek için tarçın tüketin. Kahvaltınıza tarçını eklemek aynı zamanda insülin artışının da önüne geçer.

Acı kırmızı biber: Kırmızı biber iştah kesici ve tok tutucu özelliğe sahiptir. Yapılan bir araştırmaya göre kahvaltıda kırmızı biber de yiyen kadınlar yemeyenlere göre öğlen yemeğinde daha az yemek yediler.
Salata: Yapılan araştırmalarda düşük kalorili salata tüketenlerin daha az hamur işi yedikleri görülmüştür. Salata yemeniz sizi kilo aldıran yiyecekleri daha az tüketmenize neden oluyor.


Armut: Tok tutma konusunda armut ilk sırada, elma ise ikinci sırada yer alıyor. Pektin lifi içeren bu iki meyve aynı zamanda kan şekerini de düşürür.
Greyfurt: Yapılan bir araştırmada 3 ay boyunca günde yarım greyfurt yiyen veya günde üç defa greyfurt suyu içen kişiler 3 kilodan fazla verdikleri görülmüştür.

Ceviz: Öğün arası olarak ceviz tüketmek, daha fazla tok kalmanıza neden oluyor.